
1919 yılında, savaş sonrasındaki protez ve ortez ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan Otto Bock, 40 değişik ülkede 100 firmayla faaliyet gösteriyor. Şirket, Türkiye’de 1999 yılından bu yana kendi organizasyonu ile satış, pazarlama ve Türkiye’nin en modern ortopedi atölyesinde teknik servis, eğitim ve uygulama destek konularında hizmet sunuyor.
Otto Bock’un kuruluşu ve bugünlere gelişi hakkında kısa bilgi alabilir miyiz?
Alman firması olan Otto Bock, 1919 yılında dedem Otto Bock tarafından kuruldu. Savaş sonrasındaki protez ve ortez ihtiyacını gidermek amacıyla kurulan Otto Bock, 40 değişik ülkede 100 firmayla faaliyet gösteriyor. Dünya çapında da 4 bin 500 çalışanımız var. Dünya çapındaki ciromuz da 650 milyon Euro civarında. Firmamızın global ve birleşik stratejisi, 3 temel düşünce üzerine temellendirilmiştir: Kalite, yenilik ve teknoloji.
Şirketin Felsefesi, Ortopedik Engellilerin Yaşam Kalitesini Artırmak
Otto Bock protezlerinin hedefi, kol yada bacak kaybı yaşamış kişilerin protez kullanarak mümkün olan en yüksek işlevsellik düzeyine ulaşmalarıdır. Şirket kaybedilen uzvun fonksiyonlarına en yakın teknolojik cihazları üretmektedir. Benzer biçimde, ortezler vücut işlevlerinin geçici yada kalıcı bozulmalarında tedavi veya önlem yönünde destek olmak amacıyla tasarlanmıştır.
Mobilite Çözüm Ürünleri Otto Bock’un bir başka yetkinlik alanıdır. Bunun bir yönü teknoloji üzerine yani manuel ve elektrikli sandalye mekaniğinin çok iyi anlaşılması, diğer yönü ise çocukların rehabilitasyon gereksinimleridir. Bu alan, özel yapım oturma sistemleri yada ev modifikasyonları, destek ve güvenlik konularında kişisel çözümler üretmeyi beraberinde getirmektedir. Yeni CAD/CAM teknolojisi sayesinde, protez soketleri, ortezler, tekerlekli sandalyeler için oturma sistemleri, kişiye özel olarak ve en üst kalitede sunabilmektedir.
Sayın Naeder, dünya çapında iş yapan bir firma olarak, yurtdışında iş yaptığınız ülkeleri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Pazarda ürünlerimizi kullanacak kişilerin öncelik olarak yoğun olduğu bölgeleri tercih ediyoruz. Hangi bölge veya ülkelerde daha çok talep varsa ürünlerimize öncelikle oralarda kendi organizasyonumuzu kullanıyoruz. 160 ülkede yeni satış yaptığımızı belirtmiştik. Kendi şirketimiz olmayan 40 ülke dışındaki ülkelerde distribütörler veya direkt satış yöntemiyle faaliyet gösteriyoruz. Ciromuzun yüzde 20'si Almanya pazarı. yüzde 80'i de Almanya dışındaki dünya pazarı.
Türkiye'yi tercih etme nedeniniz nedir? Yatırımcı gözüyle baktığınızda Türkiye pazarının değerlendirmesini alabilir miyiz?
Global ve Alman yatırımcı gözüyle baktığımda ülkeniz bize çok cazip görünüyor. Öncelikle ortalama yaş açısından genç bir ülke, ikincisi büyüyor, gelecekte de büyümeye devam edecek. Ayrıca 72 milyonun üzerinde nüfusu var, bu açıdan çok cazip bir pazar.
Türkiye nüfusunun ortalamasının genç olmasının yanında ortalama yaşam süresi de artıyor. Bu da gelecekte Türk pazarının daha cazip ve çekici bir pazar olacağını gösteriyor. Yaşlılıkla ortaya çıkan diyabet, osteoporoz, stroke ve artroz gibi hastalıkların daha rahat atlatılması konusunda firma olarak ürün ve hizmet sunmaya devam edeceğiz. Bu nedenle Türkiye, gelecekte de bu bizim için iyi bir pazar olma özelliği taşıyor.
TÜRKİYE, STRATEJİK VE JEOPOLİTİK ÖNEME SAHİP
Türkiye, stratejik ve jeopolitik olarak çok önemli bir konumda bulunuyor. Hem coğrafi hem de ticari bağlantılar açısından, Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetleri arasında bir köprü görevi görüyor, Türkiye ile 10 yıl önce 1 kişiyle çalışmaya başladık, şu anda 38 kişilik bir kadromuz var. İstanbul, Ankara ve İzmir ofisleriyle faaliyet gösteriyoruz. Türkiye'deki özellikle teknisyen eğitimine destek veriyoruz ve eğitim seviyesinin daha fazla gelişmesi için bu konuda eğitim veren üniversitelere yatırım ve desteklerimizi artırarak sürdüreceğiz. Türkiye'nin stratejik pozisyonu ve kendi Türk pazarının cazip olması nedeniyle diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha büyük gelişme ve büyüme potansiyeli görüyoruz. Buradaki yönetim ve ekibimizden de çok memnunuz. Gelecekte Türkiye sadece Türk pazarı için değil, Ortadoğu ve çevresindeki Türk cumhuriyetleri için daha önemli bir rol oynayacaktır. Bu konuda destek ve yatırımlarımızı sürdüreceğiz. İnsan kaynağını artıracağız.
EN İYİ ARKADAŞLARIM TÜRKLER
Tüm bu özelliklerin yanı sıra Türkiye'ye sadece yatırımcı ve girişimci gözüyle bakmıyorum. Almanya'da ciddi anlamda Türk yaşıyor. En iyi arkadaşlarım da Türkler arasından. Şu ana kadar 100'den fazla ülkeyi ziyaret ettim ama Türkiye'ye geldiğimde kendimi evimde gibi hissediyorum. Bir önceki Türkiye ziyaretim 10 yıl önceydi, 10 yıl sonra tekrar geldiğimde İstanbul’un gelişimine ve değişimine hayran kaldım. İstanbul, çok heyecan verici bir şehir.
Otto Bock Türkiye ve diğer ülkeler arasındaki farklar için neler söyleyebilirsiniz? Türkiye'yi üstün kılan özellikler nelerdir?
İş yaptığımız ülkeler arasında farklı olmayan belli başlı konular var. Örneğin eğitim ve seminerler bütün ülkeler için çok önemli. Bu konuda servis veren personelin eğitilmesi, kullanıcıların bilgilendirilmesi bütün ülkelerde çok önemli, özellikle gelişmekte olan ülkelerde eğitimle seminerlerin çok daha önemli olduğunu görüyorum. Fakat bizim için bütün ülkelerde önemli olan kriterlerin başında marka imajı geliyor. Bu konuya çok dikkat ediyoruz. Otto Bock'un marka olarak ne ifade ettiği, ürün kalitesi ve teknolojisi çok önemli. Türkiye'de de yüksek teknolojiye artan talebi görüyoruz. Ürünlerin fonksiyonu ve tasarımı yine bütün ülkelerde çok önemli. Bütün gelişmiş ülkelerdeki sigorta sistemlerinde yaşanan sıkıntılar Türkiye’de de yaşanıyor. Bu nedenle biz ürün ve hizmetlerimizi makro koşullara göre geliştirmemize rağmen, ülkelerin mikro koşullarına göre de kendimizi adapte ediyoruz. Türkiye koşullarına da en iyi şekilde adapte olmak üzere kendimizi geliştiriyoruz ve bu konuda çalışıyoruz.
Türkiye'de üretim anlamında yatırım yapmayı düşünüyor musunuz? Türkiye ziyaretinizin böyle bir amacı var mı?
Türkiye ile ilgili planlarımı 3'e ayırmak istiyorum. Ziyaretim sırasında Ankara'da bu konuda eğitim veren Hacettepe ve Ankara Üniversitelerini ziyaret ettim. Türk pazarına yönelik benim gördüğüm en önemli ve en hızlı katkı eğitime destek ve yatırım yapmak. Otto Bock'un Almanya'daki Akademi Merkezi aracılığıyla Türkiye'de ortez ve protez teknisyenlerine eğitim veren kurumlara öncelikli olarak eğitim desteği ve eğitimde kullandıkları materyalleri geliştirmek için destek vereceğiz. Eğitimi ve teknoloji desteğini sadece Türkiye için değil, bütün dünya ülkelerinde yapılabilecek en iyi yatırım olarak görüyoruz. Bu sadece ticari beklentiyle değil, firmamızın amacı yaşam kalitesini artırmak. Sadece ürünleri sağlamak yetmiyor, yaşam kalitesini artırmak için uygulayıcıların da eğitilmesi ve ürünleri doğru uygulaması gerekiyor ve ilk yatırımımız bu konuda olacak.
Ziyaretim sırasında Türkiye'deki muhtemel tedarikçilerle görüşmelerim oldu. Türk ve dünya pazarı için Türkiye'den ürün satın almaya başlayacağız.
Üçüncü aşamada da direk yatırım imkanlarını değerlendiriyoruz ve orta ve uzun vadeli planlarımız içinde Türkiye'de yatırım yapıp üretim yapmak yönünde.
Bu yatırımlar ağırlıklı hangi alanda olacak. Ne tür yatırımlar planlıyorsunuz?
Türkiye, yüksek kaliteli tekstil ürünleri pazarında global bir oyuncu, bu nedenle üretimini yaptığımız bel korseleri, boyunluklar ve dizlikler gibi ürünlerde çok oturmuş ve iyi bir tekstil endüstrisine sahip. Bu konudaki üreticilerden satın alma yapabiliriz, ayrıca montaj yapabiliriz, Belirli ürünleri yarı mamul haline getirilip Türkiye'de monte edebiliriz. Tüm bunlara ek olarak değişik ürün konularında üretim alternatiflerini de değerlendiriyoruz.
Global bir yatırımcı olarak Türk medikal sektörünü nasıl görüyorsunuz?
Bizim ürünlerimiz demirbaş ürünleri değil. Ortopedik engellilerin engellerini kaldırmak için son tüketiciye uygulanan adapte edilen ürünler. O açıdan diğer medikal sektöründeki firmalara göre biraz daha farklı bir konumdayız. Hedef kitlemiz kurumsal müşteriler yerine son kullanıcı. Türkiye’de yaklaşık 1 milyonun üzerinde ortopedik engelli var. Bizim esas hedef kitlemiz bu 1 milyon. Türk pazarına kendimizi adapte edip talep edilen ürünleri öncelikli olarak en iyi kalitede sunma ve daha yüksek teknoloji ürünlerini pazara sokma imkanlarını görüyoruz. Birçok medikal firma Türk pazarının cazip ve çekici olduğunu yeni fark ediyor ama biz 10 yıl önce Türkiye'ye kendi firmamızı kurup gelmemize rağmen yaklaşık 50 yıldır Türkiye ile iş yapıyoruz. Bu ziyaretim esnasında 30-40 yıldır ürünlerimizi ithal eden müşterilerimizle tanıştım. Dolayısıyla babam ve dedemin geçmişte Otto Bock olarak Türkiye ile ilişkileri oldu, şimdi de bu ilişkileri ben sürdürüyorum.
Üretim ve pazarlama konusunda Türk medikal sektörüne vereceğiniz tavsiyeler ve ipuçları nelerdir?
Otto Bock olarak, müşteri hizmetlerini çok önemli görüyoruz ve bu konuya ağırlık veriyoruz. Firmaların pazar şartlarına kendilerini adapte etmesi gerekiyor. Firmaların kendi koşullarını dikte etmesini doğru bulmuyorum. Her türlü ürün ve hizmet sağlayan firma kendisini adapte etmeli. Coğrafi olarak pazara yayılmanın önemli olduğunu görüyorum. Bir noktadan bu kadar büyük bir ülkeye hizmet etmek zor olacaktır. Onun için biz de Ankara, İzmir ve Adana gibi şehirlerle müşterilere yakın olmaya çalışıyoruz. Ayrıca sektörümüzle ilgili bütün birimlerle yakın çalışma içinde olmaları gerekiyor. Bunda kamu kurumları, sağlık bakanlığı gibi, maliye gibi, doktorlar, fizyoterapistler gibi kişilerle koordineli çalışmayla başarılı olabileceklerini düşünüyorum. Kendi adıma öğrendiğim bir şey var, kaliteyi satın almak her zaman daha ucuzdur. Türkiye'de 'ucuz mal alacak kadar zengin değilim' sözünü duydum, çok hoşuma gitti. Tamamen bizim stratejimizi yansıtıyor. Ucuz ve kalitesiz mal ve hizmet sağlamak yerine her zaman kar etmek ve para kazanmak birinci önceliğimiz olmadı. Kaliteden hiçbir zaman taviz vermeden ürün ve hizmetlerimizi bütün dünyada müşterilerimize vermeye çalışıyoruz ve bunun her zaman çok önemli olacağını düşünüyorum.
Otto Bock'un AR&GE çalışmaları hakkında bilgi alabilir miyiz?
Biz medikal teknoloji alanında faaliyet gösteriyoruz ve ürünlerimiz gittikçe daha yüksek teknolojili hale dönüşüyor. Bu nedenle de AR&GE yatırımları ve harcamalarını kısamayız. Artırmamız gerekiyor, gelecek yıllarda da ciromuzun en az yüzde 15'ini AR&GE'ye harcayacağız. Bütün dünyada devlet ödemesinden kişi katkılı ödemelere doğru bir gidişat var. Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada sigorta kurumlarını bütçe sıkıntısı var. Gelecekte kişiler ürün ve hizmetleri sigorta aracılığı yanında kendileride katkı ödeyerek sahip olacaklar. Bu nedenle tercih kriterleri değişecek. Eskiden sadece devletin ödediği durumda kişinin fazla tercih hakkı olmuyordu, ne sağlanırsa onu kabul ediyordu ama kişiler kendi cebinden ödeme veya katkı yapmaya başladıkları zaman daha seçici oluyorlar. Kaliteye, dizayna önem veriyorlar. Bizimde bunu satış kanallarıyla birlikte insanları bilgilendirme noktasında değişmemiz ve son tüketicileri daha fazla bilgilendirmemiz gerekiyor. Bu nedenle gelecek yıl Mayıs veya Haziran aylarında dünyadaki ilk örneği olan Berlin'de bilim teknoloji merkezini açacağız. Halka açık bir müze teknoloji merkezi olacak. Berlin'deki bu merkez vasıtasıyla dünyanın her tarafında bu teknolojilere ihtiyacı olan kullanıcılar, ziyaret edip bilgi alabilecek. Ziyaret edemeyenler de web sitesinden ziyaret edebilecek. Bu merkezde ilk defa gerçek ve sanal ziyaret imkanı da sağlayacağız. Sanal ortamda sanki bu merkezi ziyaret ediyor gibi görme ve bilgi alma imkanına sahip olacaklar. Medikal sektöründe dünyadaki ilk bilim teknoloji merkezi olacak.
PEKİN OLİMPİYATLARININ SERVİS SAĞLAYICISIYIZ
Berlin'den önce Eylül ayında bu yıl Pekin'de yapılacak engelli olimpiyatlarının resmi servis sağlayıcısıyız. Dünya ülkelerinden gelecek engelli sporcuların kullandığı her marka protez ve malzemelere 200 adedin üzerinde teknisyenle ve atölyelerle servis hizmeti vereceğiz. 20 yıldan uzun süredir engelli olimpiyatlarının servis hizmetini veriyoruz.
Sosyal sorumluluk bilinci üst seviyede olan firmanızın bu alanda yaptığı çalışmalar hakkında bilgi alabilir miyiz?
Otto Bock Vakfı, 20 yıl önce babam Prof. Hans Georg Näder tarafından kuruldu. Vakfın iki ana amacı var, birincisi dallar arası işbirliği konusunda destek vermek. Ortopedi teknisyenleri, doktorlar ve mühendisler için teknik ortopedi konusunda ileri seviyede eğitimler vermek. Ürünleriniz ne kadar kaliteli olursa olsun disiplinler bir arada çalışmazsa doğru ürün ve hizmetlerin uygulanamayacağını düşünüyoruz. İkincisi de dünya çapında özellikle engellerin oluştuğu nokta ve yerlerde engellilere yardımcı olmayı bir vazife olarak görüyoruz.
Örnek vermek gerekirse Burma ve Çin'deki deprem sonrası bölgedeki engellilere yardımlarımız ve desteklerimiz oldu. Tayland tsunami felaketinden sonra engellilere hizmet ve servis sağladık. Rusya Beslan daki olaydan sonra yine engellilere yardımcı olduk. Böyle olayları arzulamıyoruz ama dünya çapında özellikle alım gücü olmayan kişilerin acil yardıma gerektiğinde kendimizi sorumlu görüp destek veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Burada önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum, bu yardımları şirket olarak değil kendi bütçemizden karşılıyoruz. Geçen yıl 2 milyon Euro'nun üzerinde sosyal yardım ve katkıda bulunduk.
Çevre konusunda ciddi yatırımlarınız var, bu yatırımlardan bahsedebilir misiniz?
Enerjinin çok önemli ve pahalılaştığını gözlüyoruz. Bu konuda da bu yıl büyük bir yatırım yaptık. Almanya'daki fabrikamızda biyogaz üretim tesisi kurduk. Gelecek yıldan itibaren kullandığımız enerjinin yüzde 95'ini doğal kaynaklardan ve kendimiz üreteceğiz. Çöpler ve çeşitli doğal sebze malzemelerinden doğal yöntemlerle gaz elde edip gaz türbinleriyle elektrik üreteceğiz. Doğal yöntemlerle enerji üretimine de yatırım yaptık, bizim için çok pahalı bir yatırım olmasına rağmen bunu da bir sosyal sorumluluk olarak görüyoruz.
Mr. Naeder, son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
Hepimiz üzerimize düşen görevimizi en iyi şekilde yapmalıyız. Bizim da ana görevimiz ürünlerimizi uygulayan ve kullanıcılara yakın olmak ve onlara ürün ve hizmetlerimizi doğru sağlamak. Onun için özelikle Türkiye'ye gelip ziyaret ettim. Buradaki ihtiyaçları ve beklentileri yerinde görüp gerekirse ürün ve hizmetlerimizi ona göre adapte etmeyi çok önemli görüyorum.
KUTU OTTO BOCK
Otto Bock adında bir ortopedi teknisyeni, binlerce savaş kurbanına ortez ve protez sağlamak için, kendi adını taşıyan şirketi, 1919 yılında Berlin’de kurdu. Ortopedik endüstrinin temelini atan Otto Bock, 1930’ların başında protez parçası üretiminde alüminyumu denedi. Sürekli büyüyen fabrikada, 600’e yakın çalışan vardı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra firma büyük bir darbe yedi. Ailenin tüm varlığı ve fabrikaya, Doğu Alman Hükümeti tarafından el konuldu.
Başarı öyküsünün ikinci başlangıcı, 1946 yılında, Otto Bock’un damadı Max Naeder’in yeni bir fabrika kurmasıyla oldu. Yetişmiş eleman sıkıntısı, maddi sorunlar ve malzemenin bulunamaması büyük zorluklar çıkartınca Max Naeder, yeni fikirler ve teknolojiye yöneldi. Örneğin kullanımı yaygın olan kavak ağacından tahta elde etmek zor olduğundan, kimya endüstrisinde alternatif arayışına girdi ve ilk kez 1950’li yıllarda kullanılan plastik parçaları geliştirdi. Bu malzemelerin bir kısmı hala kullanılmaktadır.
Elde etttiği başarıdan yola çıkan Max Naeder, plastik malzemelerin sahip olduğu potansiyeli görerek 1953 yılında Otto Bock Plastics’i kurdu. Bugün bu fabrika Otto Bock HealthCare’in önemli teknolojik ortağı ve otomobil endüstrisi için başarılı bir plastik geliştirme ve üretim merkezidir.
Max Naeder fabrikayı uluslar arası alanda faaliyet gösteren bir gruba dönüştürdü. Bugün Otto Bock, protez konusunda tek gerçek global oyuncudur. 1969’da modüler bacak protezinin piyasaya sunulması dünya çapında uluslar arası bir standartın oluşmasına neden oldu. Patentinin oluşu firmanın pazar payında belirleyici rol oynadı ve bacak protezleri konusunda 20 yıldan uzun süre rakipsiz olmasını sağladı.
Şirketin başarısındaki diğer önemli bir kilometretaşı, kas sinyalleri ile kontrol edilebilen myoelektrik kol protezinin geliştirilmesiydi. Böylesine karmaşık bir teknolojiyi kullanarak Otto Bock’un parça üreticisi durumundan tam protez sistemleri üreticiliğine evrimleşmesi, firmaya ürünlerinin işlevleri ve genel kalitesini sürekli geliştirme olanağı sundu.
1990’da Otto Bock’un yönetimine kurucu Otto Bock’un torunu olan, 28 yaşındaki Hans Georg Naeder geldi. Üçüncü kuşak yönetici, stratejisini 3 temel düşünce üzerine temellendirmiştir: Kalite, yenilik ve teknoloji. Bu strateji, başarıyla işlemektedir. Hans Georg Naeder, 1990 yılında iş başına geldiğinden beri, her yıl sürekli ve kalıcı biçimde, çift rakamlı olarak büyümeyi devam ettirerek cironun 4 katına çıkmasını sağlamıştır.
